Kısa Yazılar, İNCİLER

Acı neydi? Acı fırsattı…

Sultan bize Yeşilçam’ın klasikleşen Selvi Boylum Al Yazmalım(1977, IMDb: 8,7) filminde sevgiyi sorgulattı. Evet, sevgi iyilikti, dostluktu… Sevgi emekti. Sevdik, sevildik ve bu hisler bizi sihirli hormon kokteylini (seretonin+oksitosin+dopamin) salgılatarak mutlu etti. Ne yazık ki hayat bize her daim mutluluk vaat etmiyor. Bazen elinin tersiyle yüzümüze aldatılmayı, hayal kırıklığını, değersizliği, terk edilişi vuruyor. Sevdiği gibi dövüyor. Sevginin halefi olan bu anlarda içimizde sadece bize has, tarifi mümkün olmayan acılar duyuyoruz. İşte bu kısa yazı acının yazısı…

Okumaya devam et
Standart
Etimolojik İnciler

Dilimizdeki Arapça Mucizeler: Mülk

Basit bir soru ile başlamak istiyorum. Herkesin işinden ayrı kalan boş zamanlarında yaptığı hobileri vardır. Bazen de hobisi işi haline gelenler vardır, ne mutlu onlara! Gelelim sorumuza: siz de bir dakikalığına kendi hobilerinizi, bunları ne zaman ve hangi şartlarda edindiğinizi düşünün. Mutlaka her birini dayandırabileceğimiz bir hikaye vardır. Bazen yalnızca kişisel pazarlama aracı olarak uğraştığınız ilgi alanlarıyla; karşılaştığınızda andan itibaren aranızda aşk benzeri bir çekim oluşur. Kişisel pazarlama amaçlı edindiğiniz hobiler genelde uzun ömürlü olmaz çünkü pazarlanan hobinin satılacağı bir raf ömrü vardır. Diğer yandan kişisel tatmin(self-actualization) sağlayan hobiler ile aranızda çekim gücü gittikçe artar. Okumaya devam et

Standart
Etimolojik İnciler

Samimiyet İksiri: Çay

Çay deyip geçme değerli okur, edebiyatı var… Evveliyatı var.  İnce belli de seveni var, ofiste kupasından içmek zorunda kalanı da. Çayı sigarasız, sigarayı çaysız düşünemeyen var. Yeri gelir şekerli mi şekersiz mi diye ayrılık konusu olur, yeri gelir  kırk yıllık dostlukları bir demliğin etrafında bir araya getirir. İzdivaç programlarının elektriklenme ritüeli. Kimi zaman kamyon arkası yazısı objesi: ”çay var içersen, ben var seversen, yol var gidersen…”  İçerken de içirirken de dikkat edeceksin, koyduğun fiyat müşterini belirler. Buna rağmen zengini ve fakiri aynı paydada buluşturan keyiftir, çünkü ya demlidir, ya açık. Kahve gibi kültür turnusolü değildir, samimiyet içerir. Okumaya devam et

Standart
Etimolojik İnciler

Bir Pazarlama Mucizesi: Bordo Rengi

Eski okurlarımız hatırlar, aylar önce paylaştığım ilk blog yazımda size kahverenginin kökeninden bahsetmiştim. Önünüzdeki 506 kelimelik yazıda ise temelini başka bir içecekten alan bordo kelimesinin dilimize girişini anlatmış olacağım. Bu yazının benim adıma en özel yanı, bu incelemenin etimoloji literatüründe bir ilk olması. Kırmızının bu koyu tonuna gündelik hayatta bordo diyen tek toplum biziz. Bu gurur hepimizin! Okumaya devam et

Standart
Etimolojik İnciler

Galat-ı Meşhur: ”Üniversitenin Öz Türkçesi olarak Evrenkent”

Dört koca yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçti ve bir kaza bela olmazsa haziranda lisans eğitimim bitiyor. Mezuniyette kep atmaya ramak kalmışken ‘’üniversite’’ kelimesinin kökenini büyük bir kısmının üniversite öğrencisi veya üniversite mezunu olduğunu bildiğim okur kitlemle paylaşayım dedim. Böylelikle siz de neyi bitirdiğinizi veya bitirmeye çalıştığınızı; varsa vlogları izlemekten sıkılan Z jenerasyonu okurlarımız, onlar da neyi kazanmayı arzuladıklarını bilsinler dedim. Okumaya devam et

Standart
Etimolojik İnciler

İngiliz Çorbası: Supangle

Geçen haftaki kahverengi yazısından sonra bu yazının başlığını gören bazı okurlarımız gastronomi bloguna evrildiğimizi düşünebilir fakat sizden aldığım olumlu yorumlarla birlikte çıktığım etimoloji macerasına ilk günkü hevesle devam ediyorum. (Laf aramızda, niş bir kitleye hitap edeceğimi düşünürken, aldığım geri bildirimler beni oldukça şaşırttı ve mutlu etti. )

Bu haftanın konusu, süt ve kakao ile hazırlanan ve çikolata/tatlı krizlerinin imdadına yetişen Fransızlardan ithal tatlımız Supangle veya başka bir deyişle Sup. (yazıyı gece okuyacak olanların affına sığınıyorum) Okumaya devam et

Standart
Etimolojik İnciler

Kahvenin Rengi: Kahverengi

Tatlı kasım ayının insanın içini darlayan kapalı bir sabahında, odamda kahve içerken aklıma şöyle bir soru geldi; biz henüz kahveyle tanışmamışken kahverengi olan objelerin rengini nasıl tanımlıyorduk? Kimimizin olmazsa olmaz olarak nitelendirdiği ama istisnasız hepimizin kokusuna bayıldığı kahve adındaki bu nesnenin bu topraklara gelişi öyle çok da eski değil,  16.yüzyılda Yemen’den gelmiş… Okumaya devam et

Standart