Edebi İncelemeler, Yazar/Şair İncelemesi

Türkiye’nin Gorki’sine Selam Olsun! Bir Sabahattin Ali İncelemesi

Ölümünün 70.yılında kitaplarının telifi ile gündeme gelen Sabahattin Ali aslında kimdi diye arşivimden evladiyelik bir inceleme çıkarıp paylaşmak istedim. Sabahattin Ali’yi magazinsiz olarak tanımak isteyenler için faydalı olacağına inanıyorum. O halde buyrun… 

Sabahattin Ali Kimdir? 

Türk edebiyatının en önemli toplumcu gerçekçi yazarlarından biri olan Sabahattin Ali Şubat 1907’de Edirne Vilayeti’nin Gümülcine Sancağı’nda dünyaya gelmiştir. Piyade yüzbaşısı olan babasının görev yerinin sürekli değişmesinden ötürü ilköğretimini İstanbul, Çanakkale ve Edremit’in çeşitli okullarında tamamlayıp yatılı olarak Balıkesir Öğretmen Okuluna girer ve 1926 yılında İstanbul Öğretmen Okulundan mezun olur. Bir yıl Yozgat’ta öğretmenlik yapan Ali, milli eğitimin açtığı sınavı kazanarak Almanya’ya gitme şansı bulur. Almanya’da geçirdiği iki yılın ardından sonra yurda dönen yazar Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde öğretmenlik yapmaya devam eder. Konya’da öğretmenlik yaparken arkadaş arasında Atatürk’ü yeren şiir söylediği iddasıyla gözaltına alınan Ali bir yıl hapise mahkum edilmiş ve ve cezasını çekmesi için Tarihi Sinop Cezaevine gönderilmiştir. Sinop cezaevi yılları Ali’nin şaire yönünün ortaya çıkması adına önemli bir dönüm noktasıdır.

‘’Başın öne eğilmesin,

Aldırma gönül aldırma

Ağladığım duyulmasın

Aldırma gönül, aldırma

(…)’’

Daha sonraları Edip Akbayram’ın yorumuyla bestelenen bu dizeleri Sabahattin Ali’nin hapishanede gizlice ağlarken söylediği rivayet edilmektedir. Sinop Cezaevi yıllları Ali’nin yalnızca şiirine değil öykülerine de yansımıştır. Kağnı(1936) adlı hikaye kitabında yer alan Duvar adlı öyküsü de cezaevi yıllarından izler taşımaktadır. Cumhuriyetin 10. Yılı şerefine çıkarılan aftan faydalanan yazar hapisten çıkar. Cezaevinden sonra iş arayan Ali’nin ilk durağı Ankara olur ve Milli Eğitim Bakanlığı’na başvurur. Dönemin Milli Eğitim Bakanı 

Hikmet Bayur, Ali’nin hapse atılma nedeni olan Atatürk’ü yeren fikirlerinden vazgeçip vazgeçmediği konusunda emin olmak ister. Aykırı fikirlerinden uzaklaştığını kanıtlamak isteyen Ali 15 Ocak 1934’te Varlık dergisinde yayınlanacak olan ‘’Benim Aşkım’’ adlı şiiri yazar. Aynı yılın ilerleyen aylarında Bakanlık Neşriyat Müdürlüğü’ne kabul edilen Ali, çeşitli ortaokullar ve Ankara Devlet Konservaturında Almanca öğretmenliği yapmıştır.

Yazarın 1940’da kaleme aldığı İçimizdeki Şeytan adlı eseri içinde barındırdığı milliyetçiliğe aykırı fikirler nedeniyle tartışma konusu olmuş ve yazara birçok dava açılmıştır. Ali davaları kazanmış olsa da ona karşı eleştiriler artık dinmediğinden durumu gören bakanlık Sabahattin Ali’nin görevine son verir. İstanbul’a gazetecilik  yapmaya giymeye giden Ali Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz ile birlikte Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa ve Öküz Paşa adlı mizah dergilerinin çıkmasında önemli katkıda bulunmuştur. Dönemin milli şefi İsmet İnönü’nün ‘’paşa’’ kalıbı ile alaya alındığını düşünmesiyle birlikte yazara yeniden hapishane yolları görülür. Sonrasında kendisine açılan çeşitli davalardan ve tek parti yönetimi ambargolarından bunalan Sabahattin Ali Sinop Cezaevinde tanıştığı bir arkadaşı aracılığı ile kaçakçı Ali Ertekin ile irtibata geçer. Sınırı geçecekleri gün aralarında geçen konuşmalarda Ali’nin kendisine aykırı gelen fikirleri nedeniyle Ertekin Ali’yi öldürür. Yaşamı boyunca adalet sistemine çeşitli eleştiri getiren Ali’nin ölümü sonrası katiline uygulanan ceza tartışılmaya açıktır. Başta kasten adam öldürmeden 18-24 yıl arası yargılanan Ertekin, 1950 yıllarında meclisten çıkarılan ‘’milli hisleri tahrik etme’’ yasası ile cezası 4 yıla düşürülmüş fakat birkaç hafta sonra çıkan afla birlikte serbest kalmıştır.

 

EDEBİ KİŞİLİĞİ

Yazın yaşamında şiirler yazarak başlayan Sabahattin Ali’nin ilk şiirleri Çağlayan dergisinde yayınlanmıştır. 1926 ve 1928 yılları arasında Servet-i Fünun, Güneş, Hayat, Meşale gibi dergilerde şiirleri yayınlanan Ali bu dönemlerde ilk öykülerini yazmaya başlamıştır. Resimli Ay dergisinde yayınlanan ilk öyküsü Bir Orman Hikâyesi Türk edebiyatında büyük yankı uyandırmıştır. Nazım Hikmet bu öyküyü okurlarına;

“Bu yazı bizde örneğine az tesadüf edilen cinsten bir eserdir. Köylü ruhiyatının bütün muhafazakâr ve ileri taraflarını, iptidaî sermaye terakümünü yapan sermayedarlığın inkişaf yolunda köylülüğü nasıl dağıttığını ve en nihayet, tabiatın deniz kadar muazzam bir unsuru olan ormanın muğlak, ihtiraslı hayatını, kımıldanışların zeki bir aydınlık içinde görüyoruz”.

sözleriyle sunmaktadır. Başarılı olan diğer öykülerinde Anadolu insanı ve ezilen kesime yaklaşımı Türk edebiyatında ilgiyle karşılanmıştır.

Politik Düşünceleri Paralelinde Edebi Kişiliği: Türkiye’nin Gorkisi

Sabahattin Ali’nin edebi kişiliğini etkileyen en önemli faktörlerden biri hiç şüphesiz politik düşünceleri olacaktır. Almanya öncesi milliyetçi ve Türkçü bir düşünce yapısına sahip olan Almanya’ya gittiği trende Upton Sinclair’den okuduğu ‘’yağ’’ adlı eserle başlayan ve Almanya’da içinde bulunduğu devrimci çevre ile Ali’yi Türkiye’de sosyalizmin en güçlü savunucularından biri haline getirmiştir. Öyle ki Fransız yazarları tarafından ‘’Türkiye’nin Gorkisi’’ olarak anılır. Bu siyasi görüşler yazara toplumcu bakış açısı kazandırmış ve Anadolu insanına ve ezilen tabakaya toplumcu gerçekçilik penceresinden bakmasında etkili olmuştur.

 

Sabahattin Ali ve Toplumcu Gerçekçilik

‘’Sabahattin Ali’ye göre sanat bireysel olmaktan çok toplumsal bir edimdir.’’ (Ataman 15) Toplum için sanat düşüncesine sahip olan Sabahattin Ali, Tanzimat ve Milli Edebiyat dönemindekilerin aksine sanatçıdan sanatsallığı göz ardı etmeden toplum bilinci aşılanmış eserler bekler. Ali, sanat anlayışından bahsederken şunları söyler. “Hayatta her şey gibi sanat da bir hizmet ve mücadeledir. Bütün insanlığı daha doğruya, daha iyiye ve daha güzele götürmek için çalışacak, hitap ettiği kimselerde bu doğru, iyi ve güzelin hasretini uyandırmak ve bunlara gidecek yolu işaret etmek isteyecektir.” (Ataman 15) Sanatta bireyselliğe karşı çıkan yazar, sanatçılardan fildişi kulelerinden çıkıp toplum için sanat yapmalarını ister. Gerçekliğe ve gerçekliğin inandırıcılığına önem veren yazar “Halkçı bir edebiyatın ancak realist olabileceği izaha ihtiyaç göstermeyecek kadar açık bir hakikattir. Benim için yalnızca hayat ve insan vardır. “ söylemi ile romantizme sırt çevirdiğini de belirtir.

Sabahattin Ali’nin Öykücülüğü

Toplumcu gerçekçiliğin Sabahattin Ali’nin öykücülündeki en büyük etkisi konularını, temalarını ve karakterlerini sınırlandırmasının yanı sıra bir takım kavramları farklı manalarda ele alması olacaktır. Sabahattin Ali’nin eserlerinde aşk teması toplumcu etki öncesi ve sonrası bakımından farklılık göstermektedir. İlk öykülerinde aşk, toplumsal ortam dışında iki kişi arasında geçen romantik olgu olarak ele alınırken toplumcu gerçekçi bakış açısıyla aşkın toplumsal çevre ve ekonomik koşullardan bağımsız ele alınamayacağı görüşü ortaya atılır. Aşk dışında yazar işçiler üzerinde işçi sorunlarını, köy ve köylüler üzerinden ağalık sistemi ve diğer feodal yapıları, aydınlar üzerinden aydınların topluma yabancılaşması ve köylülerin cehaleti, kırsalda devleti temsil eden jandarmalar üzerinden ise kırsaldaki otorite boşluğu ve adalet sistemindeki çarpıklıklar konu edilmektedir.

Öykü İnceleme: Toplum ve Sistem Eleştirisi

Yukarıda bahsedilen çeşitli konu ve temaların örneklendirilmesi adına Kağnı- Ses adlı öykü kitabından Kağnı(Varlık,1935), Apartman(Ayda Bir, 1935) ve Arabalar Beş Kuruşa(Ayda Bir, 1936) adlı hikayelerin incelenmesi faydalı olacaktır.

Kağnı adlı öykü ‘’tarla meselesi yüzünden’’ çıkan bir çatışma sonrası işlenen bir cinayeti konu edinir. Cinayetin karakola intikal edilmesi önündeki engellerin anlatıldığı öyküde ‘’ karakol buraya altı saat uzakta idi; köyden kimse cinayet haberini götürmedikçe on beş gün bile uğramazlardı.’’ (Ali 9) söylemiyle kırsal kesimdeki otorite boşluğuna dem vurulmuştur. Metnin en can alıcı yeri köylülerin maktulün anasına olan nasihat görünümlü tehditlerini savurdukları sözler olacaktır.

‘’ Dava etsen ne kazanacaksın? Kim gider de Mevlüt Ağa’nın oğlu adam vurdu diye şahitlik eder? Etse bile sen ayda bir iki defa kasabaya gidip her seferde dört beş gününü gâvur edersen tarlanı kim eker, işine kim bakar? Kasaba iki günlük yol, gidersin, şahitlerin gelmedi, haftaya uğra derler, mahkemen talik olur. Sen gününü şaşırıp gidemezsin, candarma seni alır götürür, gayrı kendin istesen bile yakanı sıyıramazsın, evin barkın yıkılır. İşte bir kaadır oldu. Cenabı Hak böyle istemiş, Allah’ın emrine mahkeme ile mi karşı koyacaksın? Ne yapsan oğlun geri gelmez. Gel bu işi kapatalım.’’(Ali 9)

Alıntıda görüldüğü üzere köylünün ağanın çevresinde işlenen suç karşısında olası pasifliği feodalite baskısının doğal ve kabullenilmiş bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Mahkeme sürecinin zorluğunun tartışıldığı satırlar köyden alt kesimden birinin hakkını savunurken karşısına çıkacak engeller adalet yapısındaki işleyişin sağlıklı olmadığına işaret etmektedir. Öte yandan köylülerdeki kader anlayışı dinin içinin boşaltmışlığı olarak yansıtılmaktadır.

Apartman adlı öyküde Sabahattin Ali, acı çeken alt kademe insanların hayatlarını bir apartman inşaatını mekan olarak kullanarak anlatmaktadır. İnşaatta işçi olarak çalışan gözlemci karakterin eve katkı olsun diye çalıştırdığı evladının başına gelmesini izlerken kızgın güneşin de etkisiyle apartmanın tepesinden düşmesinin anlatıldığı öyküde; patronun işçileri malıymış gibi görmesiyle sosyal sınıf farklılıklarına, işçinin ağustosun en sıcak günlerinde zoraki çalıştırılmasıyla işçilerin çalışma güvenliğinin ihmal edilmesi sorunsalına ve en nihayetinde taşıyabileceği yükün fazlasının yüklendiği çocuk hamalın yükünü taşıyamayıp düşürmesi nedeniyle ücretini almaması üzerinden çocuk işçi sorunsalına dem vurulur.

Apartman ve Kağnı öykülerinde incelenmesi gereken en önemli ayrıntılardan biri de hiç şüphesiz Sabahattin Ali’nin öykülerinde tasvirlerden etkili bir biçimde faydalanmasıdır. Kağnı’da cenazenin ‘’eski, pis’’ keçeye sarılması ve etrafında pis sineklerin uçuşması okurun kendini oğlu ölmüş ananın yerine koyup o çaresizliği hissetmesi adına önemlidir. Öte yandan apartman adlı öyküde mevcut şartların çalışmaya el vermediği sıcaklığın ve güneşin şiddetinin tasviri ile mümkün olmaktadır. Ayrıca inşaat işçisinin oğlunun ayağının kanadığını güneşin kan üzerinden gözüme yansıması ve kırmızı renginin gözünü kamaştırması ile görmesi okurun kendini öyküde hissedip rahatsız hissetmesine ve böylelikle ana iletilerin daha etkili bir biçimde okura aktarılmasına katkı sağlamaktadır.

Çocuk yaştan itibaren öğretilen sınıfsal kavrayışın gerçekçi bir bakış açısıyla anlatıldığı Arabalar Beş Kuruşa adlı öyküde mahalle baskısı ve sınıfsal şartlanma ana sorunsallar olarak okura sunulmaktadır. Eğitimde eşitliğin üst tabaka tarafından eleştirildiği öyküde ‘beyaz tozluklu çocuk’un annesi evladının araba satan çocukla bırakın konuşmasına aynı sınıfta olmasına bile tahammül edemez. ‘’Ben yarın mektebinize de telefon edeceğim. Seni kendi seviyende olmayanlarla temas ettirmemeyi gösteririm!…’’(Ali 61) Öte yandan beyaz tozluklu çocuğun kendiyle birlikte oturma isteğini soğuk karşıyan fakir çocuk, kararını aile baskısına bağlar ve burada toplum içindeki bazı normların ve sosyal statünün daha ilkokul yaşındaki çocuklara aşılandığı tüm çıplaklığıyla görülmektedir.‘’Benim yanımdaki kalkmaz ki; hem ben söyleyemem. Mahalle komşumuzdur… O da bizim gibi fıkaradır.[…] Onu kaldırdı da yerine zengin çocuğu oturttu derler…’’ (Ali 60) Son olarak diğer Sabahattin Ali öykülerinde olduğu gibi kelime seçimi önemlidir. ‘’ Pis, baksana, senin konuşabileceğin insan mı bu?’’ (Ali 61) cümlesindeki pis adlamış sıfat olarak kullanılırken ‘’beyaz tozluklu çocuk’’ geleceğin beyaz yakalı üst tabaka insanı olarak metaforik anlam taşır.

SONUÇ

Türk edebiyatına yazdığı şiirleri, romanları ve hikayeleri ile katkıda bulunan Sabahattin Ali yenilikçi yapısıyla sonrasında gelen yazarlara ışık tutmuştur. Yaşadığı zamanların siyasi baskılarını üstünde net bir biçimde hisseden Ali bunları toplumcu gerçekçi bakış açısıyla eserlerine yansıtmıştır. Gerçekçi bakış açısı onda köylüyü köyle köylü gibi anlatma gayesi oluşturmuş ve bu da fantastik ögeleri neredeyse yok saymasına sebep oluşturmuştur. Bir okur olarak etkilenerek okuduğum öykülerde Sabahattin Ali’nin yeri ve kişileri anlatmak için kullandığı tasvirler sayesinde kendimi karakterlerin yerine koyup Sarı Memed’in anası gibi perişan hissedip, apartmandaki inşaat işçisi gibi buhran yaşadım. Empati kurmama sebep olan bu eserler söz konusu toplum ve insanlar hakkında bilinç kazanmama sebep oldu. Sonuç olarak Türkiye’nin Gorki’si sayılan Sabahattin Ali eserleriyle Türk edebiyatına hatrı sayılır katkını Nazım Hikmet şu sözleriyle özetler ‘’ Evet Türkiye orta sınıfları köylüsünün, fukarasının hayatını bizde anlatan ilk yazar Sabahattin Ali değildir. Fakat bunu büyük bir ustalıkla ve devrimci, halkçı, gerçekçi bir görüşle yapan ilk hikayecimiz, romancımız odur.’’

Kaynakça

Ali, Sabahattin. Kağnı Ses Esirler. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2011.

anonim. Antoloji.com. n.d. internet sitesi. 15 Nisan 2014.

Ataman, Müjdat. “Toplumcu Gerçekçilik ve Sabahattin Ali.” ANKARA ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ (2003): 1-20.

 

Standart

Kayıtsız kalma, yorumunu paylaş!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.