Öykü İncelemesi, Edebi İncelemeler, Roman İncelemesi, Yazar/Şair İncelemesi

Montaigne’de Özgür Düşünce Arayışı

Stefan Zweig’ın Nazi Almanya’sının ırkçı düşünce kıskacından kaçıp yerleştiği Brezilya’da ölümünün arefesinde yazdığı Montaigne adlı eserinde, biyografik tutumdan kaçarak edebiyatta deneme denince ilk akla gelen ve yazılarında yıllar yılı özgünlüğünü koruyan Montaigne’in iç dünyasını okurlara sunmuştur. Eser literatürde biyografik özellikleriyle tanınsa dahi Zweig ‘’Montaigne’in, biyografi denebilecek bir hayat hikayesi de yoktur.’’(Zweig 27) söylemi ile Montaigne’in biyografisinin yazımının mümkün olmadığını dile getirmektedir. Montaigne başkarakteri olduğu eserde doğrularıyla yanlışlarıyla fildişi kulesinde değil tıpkı bizler gibi gerçek dünyanın gerçek insanı olarak resmedilmektedir. Zweig’ı bu denemeyi kaleme almaya iten hiç şüphesiz Montaigne’de gördüğü ve kendi düşünceleriyle bağdaşan düşünce özgürlüğü fikridir.

Yazar eserin ilk bölümlerinde Montaigne’in Montaigne oluşunu, çocukluğunda aldığı eğitimin ve Avrupa’nın kaotik ortamının Montaigne’in düşüncelerine yansıması paralelinde okura sunmaktadır. Zweig metnin ilk bölümünde Montaigne’in evinde aldığı eğitimin kapsamınını ve rönesans hümanistine olan katkılarını dile getirir. Montaigne’in babası evladının iyi eğitim almasını ister ve Avrupa’nın kültür ve bilim dili olan Latince bilen hocalar tutar. Çocukluk döneminden itibaren verilen Latince eğitiminden hareketle babasının eğitime olan yaklaşımı Montaigne tarafından özgürlük kısıtlaması olarak nitelendirilip, eleştirilir. Fakat baba-oğul arasındaki görüş ayrılığı Kafka’nın babası ile olan çatışmasıyla karıştırılmamalıdır. Çünkü Montaigne, babasının eğitim konusundaki kısıtlamalarının dışında düşünce konusunda oldukça toleranslı olduğunu ve kendisini bu konuda özgür bıraktığını belirtmektedir. Zweig söz konusu durumun Montaigne’in kişilik gelişiminde etkili olduğunu düşünmekte ve  “Montaigne’i yumuşak ve umursamaz yanının özünü, büyük bir olasılıkla bu çocukluk yıllarında aramak gerekir.” (Zweig 43) söylemi parelelinde babasının düşünsel yönden Montaigne’i serbest bırakmasının onun karakterindeki geri dönütlerin ‘’yumuşak ve umursamaz’’ olduğunu ortaya koymaktadır.

Zweig’in Montaigne’i kendisine yakın bulmasının bir diğer sebebi de her iki düşünürün yaşadıkları dönemdeki Avrupa şartlarının paralelliğidir. Montaigne düşünsel çalışmalarını, gerekenden farklı şekilde düşünmenin suç sayıldığı mezhep çatışmalarının kanlı savaşlara dönüştüğü 16.yüzyılda yürütmüştür. Yazar için benzer durum Montaigne’den dört yüzyıl sonrasında, 20.yüzyılda, ırkçılığın tırmanışa geçip ölümcül boyuta ulaştığı 2. Dünya Savaşı döneminde söz konusu olmaktadır. Benzer kaotik şartlar iki yazarı aynı düşünce yelpazesinde düşünmeye ve akabinde yazmaya itmektedir, o da hiç şüphesiz düşünce özgürlüğüdür.

Zweig kendinden dört yüzyıl önce benzer kaotik ortamda yaşamış olan Montaigne ile kendi arasında kurduğu köprüyü aktardırdığı denemesinde özgür düşüncenin kitle çılgınlığının ortasında kalışını gözler önüne sermektedir. Montaigne’in Zweig’i etkilemesinin altında yatan giz hiç kuşku yok ki Montaigne’in insanlık değerlerinin ayaklar altına alındığı söz konusu çağda hümanizmi koruyup kollaması ve insanlara aklın yolundan uzaklaşmamalarını öğütlemesidir.

Kaynakça

Zweig, Stefan. Montaigne. İstanbul: Can Yayınları, 2012.

Standart

Kayıtsız kalma, yorumunu paylaş!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.