Edebi İncelemeler, Roman İncelemesi, Yazar/Şair İncelemesi

Kırmızı Pazartesi Toplumunun Sosyo-Kültürel Açıdan İncelenmesi

          Gabriel Garcia Marquez Kırmızı Pazartesi adlı eserinde; göz göre göre işlenen bir namus cinayetini meşru hâle getiren toplumun sosyo-kültürel yapısının yansıtmak adına bir takım etmenleri gün yüzüne çıkarmaktadır. Bunlar erkek ve kadının yeri, toplumdaki din kavramı, sosyo ekonomik sınıfsal yapı ve bu yapının sonucu olarak ortaya çıkan kalburüstü karakterlerin namus kavramı ile çatışması alt başlıkları ile karşımıza çıkmaktadır. Sosyo-kültürel yapıyı irdelemek açısından tüm bu etmenlerin yanı sıra Marquez’in üslubunun sosyo-kültürel yapının aktarılmasındaki katkısının değerilendirilmesi metnin anlaşılması adına bize yardımcı olacaktır. 

            

       Eserde toplumdaki kadın ve erkeğin rolünün incelenmesine geniş yer verilmiş ve  söz konusu karakterlerin, toplum tarafından kendileri için çizdiği kalıba girme gereksinimi üzerinde durulmuştur. Nitekim bu gereksinim metnin ana sorunsalı olan namus cinayetine yol açmasıyla karşımıza çıkacaktır.Kadının rolü romanda ;

            ‘’ Kızlarsa evlenmek üzere yetiştirilmişlerdi. Gergef işlemeyi, makineyle dikiş dikmeyi, kukalı dantel örmeyi, çamaşır yıkayıp ütü ütülemeyi, yapma çiçekler, kendi uydurdukları tatlılar yapmayı, aşk pusulaları yazmayı bilirlerdi. Ölüme saygıyla yaklaşma kültürünün bir yana bırakmış zamane kızlarında farklı olarak, onları dördü de eski adet olduğu için hastaların başında bekleme, ölüm döşeğinde onlara güç verme, ölüleri kefenleme sanatında ustaydılar’’ (Marquez, 2011, s. 34)

şeklinde çizilmiştir. Buradan bu eğitimle birlikte kadınların damat adaylarının beklentilerine göre yetiştirildikleri sonucuna ulaşmaktayız. ‘’Her erkek onlarla mutlu olur, çünkü acı çekmek için yetiştirilmişler’’ (Marquez, 2011, s. 34)

           Toplumda erkeğin rolüne geldiğimizde ise ‘’Oğlanlar erkek adam olacak şekilde büyütülmüşlerdi’’ (Marquez, 2011, s. 34) söylemi ile karşılaşmaktayız. Peki, nedir erkek adam olmanın ölçütleri? Bu noktada namus mevzusu için metinde altı çizilen iki yöntem karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan ilki, namusunuza dil uzatan birini hiç endişe etmeden öldürmek ve sonrasında doğruca kiliseye teslim olmak şeklinde ifade edilmiştir. İkincisi ve metine göre daha mantıklı olanı ise bunları yapmak istemediklerini belirtip sonrasında yapamadıklarını topluma göstermektir. Nitekim ikizlerin ikinci yöntemi seçtiklerini fakat başarılı olamadıklarını görmekteyiz. ‘’ Biri çıkıp da onu öldürmelerini engellesin diye akla gelebilecek her çareye başvurmuşlar ama bunu sağlamayı başaramamışlardı.’’ (Marquez, 2011, s. 49). Toplum bu konuda toplum normlarının yozlaştığını düşünüp müdahil olmama yolunu seçmiştir. Sonuç olarak toplum vahşice tasvir edilen cinayete seyirci kalmayı, toplum düzeninin muhafaza edilmesi adına cinayetin engellenmesinden daha faydalı bulunmuştur.

            Kırmızı Pazartesi romanına konu olan toplumu incelerken toplumun dine, dini temsil eden din görevlilerinin topluma bakış açısının incelenmesi ciddi önem arz etmektedir. Romanda din etkeninin metne yansıması, Peder Carmen Amador karakteri sayesinde okura sunulmaktadır. Din etkeninin toplum üzerine etkisini ilk önce piskoposu karşılama hazırlıklarında görmekteyiz. Peder burada halkı piskoposun gelişi şerefine yapılacak törenin hazırlıklarına teşvik ederken karşımıza çıkmaktadır. ‘’ Ayrıca en iştah açıcı ibiklere sahip horozları kendi elleriyle seçmişti’’ (Marquez, 2011, s. 23). Burada piskoposun horoz ibiği çorbası merakı ve bu merakın toplum tarafından yorumlanması toplumun dine bakış açısının incelenmesinde kilit rol oynamaktadır. Çünkü söz konusu istek ‘’ Doğrusunu istersen… Çorba yapmak için yalnızca ibiklerini kesip horozların geri kalanını çöpe adan bir adam tarafından kutsanmak istemiyordum ben’’ (Marquez, 2011, s. 23) söylemi ile  dinin şekilciliğine, içinin boşaltılmışlığına ve sonuç olarak din adamlarının niteliklerinin bozulmasına dair ciddi bir eleştiri niteliği taşımaktadır. Toplumun dine bakış açısının somutlaşmış bir diğer halini ikizlerin cinayet sonrası kiliseye sığınmaları esnasındaki diyaloglarda algılamak mümkün olacaktır. Söz konusu sahnede namus cinayetinin dindeki yeri ve masumiyet kavramı tartışıldığında Pedro cinayeti bilinçli işlediklerini fakat masum olduklarını düşündüklerini Peder’e ifade ifade etmişlerdir. Peder buna karşılık olarak Tanrı katında öyle olabileceklerine ihtimal vermiştir. Buna karşılık olarak Pablo’nun verdiği cevap oldukça çarpıcı ve incelemeye değer olacaktır. ‘’ Tanrı katında da, insanların gözünde de… Bu bir namus sorunuydu’’ (Marquez, 2011, s. 48) söylemiyle toplumun dini anlayış biçimlerine ve kendilerine göre yorumlayış şekillerine ışık tutulmaktadır. Öte yandan örnekle birlikte Vicario kardeşlerin bu tutumu, dininin yapılacak eylemlere nasıl kılıf olarak kullanabileceğini net bir şekilde gözler önüne sermektedir. Doktorun temsil ettiği toplumun aydın tabakasının dinle çatışması otopsi sahnesiyle karşımıza çıkmaktadır. Peder’in iyi tedavi edilmemiş sarılık hastalığıyla doktoru suçlar ‘’Ancak raporun son bölümünde karaciğerde aşırı büyüme olduğunu saptıyor, bunu iyi tedavi edilmemiş bir sarılık hastalığına bağlıyordu. ‘Yani’ dedi bana ‘zaten ancak birkaç yıllık ömrü kalmıştı’’ (Marquez, 2011, s. 70).Bu suçlama üzerine Doktor Dionisio Iguaran din eleştirisini de içeren ‘’Bu kadar ahmak olmak için ancak papaz olmak gerekir, bizler gibi tropikal bölgede yaşayanların karaciğerlerinin İspanyollarınkinen daha büyük olduğunu adamın kafasına sokmak bir türlü mümkün olmadı’’ (Marquez, 2011, s. 70) savunması ile yanıtlar. Peder Armador’un metinde oynadığı rol, dine karşı yöneltilen dinin bozulmuşluğu veya başka bir ifadeyle ‘’din eşittir çarpıklık’’ düşüncesini ortaya çıkarmaktadır.

            Metinde ekonomik faktörlerinin sebep olduğu bir sınıfsal ayrım ve bunun getirdiği hukuki ve sosyal ayrıcalıkların altı çizilmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde metinde iki başat karakter öne çıkarılmaktadır: Bayardo San Roman ve Santiago Nasar. Ekonomik açıdan ve bürokratik yönden güçlü iki aileden gelen bu iki karakter toplum tarafından daima el üzerinde tutulmaktadır. Para, toplum nezlinde onlara birçok konuda üstünlük ve ayrıcalık sağlamıştır. Fakat namus konusu bu serbest bölgenin dışında kalmaktadır. Bu noktada tutkularının peşinde amansızca koşan bir karakter olarak çizilen Nasar Angela’nın bekaretinin bozulmasının sorumlusu olarak toplumun önüne atılmıştır. ‘’Tıpkı babası gibi tek başına dolaşır, o dağlarda önüne çıkan ne kadar başıboş kız varsa hepsinin tadına bakardı’’ (Marquez, 2011, s. 81). Nasar’ın hatası Angela’yı başıboş kızlarla karıştırmış olmasıydı. Nasar, Angela’nın ve dolaylı yoldan  Vicario ailesinin namusuna göz dikerek çizmeyi aşmış; nitekim bu hatası feci bir şekilde ölümü ile cezalandırılmıştır. Bu saldırı Vicario ailesine yapılmış gibi görülse de toplum da bu saldırıdan kendine pay çıkarmış, her ne kadar cinayete doğrudan yardımları olmasa da engellemek için hiçbir girişimde bulunmamıştır.

            Tüm bunlara rağmen toplumda belli bir kesim halen daha namus kavramının nüfuzun üzerindeki üstünlüğünü göz ardı etmektedir. Bu durum Don Rogelio de la Flor’un cinayete ihtimal vermeyen cümlelerinde kendisini göstermektedir. ‘’ Saçmalama… O ikisi kimseyi öldüremez, hele zengin birini hiç’’ (Marquez, 2011, s. 53). Bu alıntıda verilmek istenen iki mesajın irdelenmesi gerekmektedir. Bunlardan ilki Vicario kardeşlerin normal şartlarda kimseyi öldürmeyeceği, öldüremeyeceğidir. İkincisi ve nispeten daha önemli olan mesaj ise; öldürseler bile bunun zengin biri olmayacağıdır. Bu algı bizi toplum nezlinde en ağır suçta bile nüfuzun bu konuda suçluya kalkan olarak yetişeceğine götürmektedir. Bu gibi ikilemlerin oluşturduğu para-namus ilişkisi günümüzde bile içinden çıkılamayacak bir sorunsal olarak karşımıza çıkmaktadır.

            Metnin yan iletilerinden biri de mutluluğun parayla satın alınacak bir unsur olmadığıdır. Bu durum, metinde Bayardo’nun Angela’yı evliliğe ikna etmek adına yaptığı kur çabalarından sonuç elde edemeyince rotayı kısıtlı olanaklara sahip ailesine çevirmesiyle ifade edilmektedir. Nitekim ebeveynler bu birlikteliği –içtenlikle- benimsemiş ve bunu ‘’ alçak gönüllüğüyle saygınlık kazanmış bir ailenin başlarına konan talih kuşunu hor görmeye hakkının olmayacağı ‘’ (Marquez, 2011, s. 36)gerekçesiyle açıklamıştır. Bu noktada ekonomik sınıf üstünlüğünün her kapıyı açacağı açıkça belirtilmiştir. Bayardo’nun düğün hazırlıkları kapsamında Angela’nın kasabada en sevdiği ev olan Dul Xius’un evini on bin pezoya satın almasıyla mutluluğu da satın almış mıydı? Bu sorunun cevabını ‘’ Kasaba halkının çok büyük bir çoğunluğu için ortada tek bir kurban vardı, o da Bayardo San Roman’dı’’ (Marquez, 2011, s. 76)satırlarında bulmak mümkün olacaktır. Bayardo mutluluğu on bin pezosuyla satın aldığı mutluluk evinde bulamamış, aksine bu mutluluk evinde hüsrana sürüklemiştir. Nitekim toplum nezlinde derbeder olarak görülen Zengin Bayardo, daima el üstünde tutulduğu toplum tarafından ötekileştirilmiştir.

            Marquez’in Kırmızı Pazartesi’de vermek istediği ana iletilerin aktarımında üslubu ve kullandığı edebi teknikler etkili olmaktadır. Bu noktada büyülü gerçekçilik akımı ışığında incelediğimiz Kırmızı Pazartesi romanında sezdirme ve röportaj teknikleri ciddi önem arz etmektedir. Roman ‘’Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 05.30’da kalkmıştı.’’ (Marquez, 2011, s. 11) cümlesiyle Santiago Nasar’ın ölümüne dair ileriye gönderme ile başlamaktadır. Nitekim bu ileriye göndermeler metin boyunca kendine sıkça yer bulacak ve olayların sebebi net olarak açıklanmadığından ötürü bu okurun heyecanını canlı tutmaya yardımcı olacaktır. Öte yandan gerek ileriye göndermelere destek niteliği taşıması gerekse yazarın olayların aktarımına müdahil olmama çabasıyla olay geniş bir yelpazede ele alınan şahıs kadrosunun röportajları ile anlatılmaktadır. Her karakter bireysel bakış açısı ile önceden gerçekleşeceğini bildiği cinayete dair şahit olduğu olayları anlatmaktadır. Yalnız okuyucu, sunulan detaylı röportajlara rağmen ‘’Nasar ölümüne sebep olan bu suçu gerçekten işledi mi? ‘’ sorununa cevap bulmakta zorluk çekmektedir. Her bir röportajdaki bilgilerin ötekiyle çelişmesi metindeki gerçeklikte muğlaklık etkisi yaratmaktadır. Nitekim büyülü gerçekçilik akımının bir özelliği olan bu muğlak anlatım okuyucuda oluşturulacak merak unsuruna hizmet etmektedir. Ayrıca metindeki büyülü gerçekçilik izlerini rüyalar ve ana iletiye katkı sağlayan imgelerde de karşımıza çıkmaktadır. ‘’Bir hafta önce de rüyasında, badem ağaçlarının arasında uçarken dalların hiçbirine çarpmadan geçip giden yaldızlı kâğıttan yapılma bir uçağın içinde tek başına oturduğunu görmüştü’’ (Marquez, 2011, s. 11) benzeri imge yüklü rüyalar metin boyunca çeşitli rüya ve tahlilleriyle devam etmektedir. Söz konusu tahliller ise toplumun sosyo-kültürel açıdan incelenmesine katkıda bulunmaktadır.

            Sezdirme tekniği metinde Clotilde Armenta’nın ‘’ Daha o zamandan hayaleti andırıyordu’’ (Marquez, 2011, s. 20) kullandığı benzetme unsurları ile karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca cinayet olayından önce yaşanan tavşan parçalama hadisesinin Nasar’ın öldürülme sahnesinin vahşeti ile bağdaştırılması, beyaz tavşanın simgelediği masumiyet kavramından yola çıkarak mevcut olan muammaya hizmet etmesi ve yazarın metin başından itibaren kullandığı sezdirme tekniklerinin bir sentezi şeklinde yorumlanacaktır.

Kırmızı Pazartesi adlı romanın geçtiği topluma baktığımızda karşımıza; toplumun iç dinamiti niteliğini taşıyan namus kavramının nüfuz üzerine olduğu gibi her şeyin üzerine tutularak namus cinayetinin meşrulaştıran bir toplum ve bu düşünceyle şekillenen bir sosyo-kültürel yapı karşımıza çıkmaktadır. Bu sonuca ulaşmamızda yazarın seçtiği bir takım etkenler ve bu doğrultuda kullandığı biçim özellikleri kilit rol oynamaktadır

Bibliography

Marquez. (2011). Kırmızı Pazartesi. İstanbul : Can Yayınları.

Standart

Kırmızı Pazartesi Toplumunun Sosyo-Kültürel Açıdan İncelenmesi” üzerine 3 yorum

  1. Onur YALÇIN dedi ki:

    Santiago Nazarin Angelayı iğfal ettiğine dair kesin bir bilgi yoktur. Angelanin bir iftirasi oldugu hissettirilir. Sanki siz tam tersini soylemissiniz.

    Beğen

    • Işıl dedi ki:

      Hatta Ancelica Vicario’ya ,bunu kimin yaptığını sorduklarında “uzaklara bakar ve aklına gelen ilk ismi söyler: Santiago Nasar.” Çünkü o zengindir ve kardeşleri bu yüzden Onu öldüremez diye düşünür. Ve artık dul olmanın rahatlığı ile , sadece süs çiçekleri yapıp, kız arkadaşları ile nakış işediği evde, Onu bulup cinayetle ilgili konuşan kuzenine, o kişinin gerçekte kim olduğunu sorduğunda hiçbir isim ya da cevap vermemiştir. Bu noktadan bakıldığında bırakılan açık kapı , sadece bir iftira sonucu öldürülen bir kişiden bahseder.
      Diğer bir açıdan bakıldığında Santiago Nasar Araptır. Bir bakıma onu ırksal olarak da ötekileştirmeleri, belki de sırf zengin olduğu için Ona laf söyleyememiş olduklarını, röportajlarda bir kaç kişinin konuşmasından çıkarmak zor olmamaktadır. Belki de içlerinde gizliden gizliye duydukları nefretin bir sonucu olarak kendi yapamadıkları eylemi başkalarını yapacak olması bilinç altında bir çoğunu rahatlattığı için ses çıkarmamışlardır.
      Her döneme ve bir çok coğrafyaya hitap eden ve güncelliğini koruyan bir çok romanda olduğu gibi bu romanda da bir çok katmanlı yapı vardır. Nacizane fikrim, inceleme yaparken bu katmanlı yapıların göz ardı edilmeden kaleme alınması gerektiğidir.
      Harcadığınız zaman ve emeğinize sağlık.

      Liked by 1 kişi

Kayıtsız kalma, yorumunu paylaş!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.